Yapı Sektörünün Haber Portalı

Viyanalı Dört Büyükler

Viyanalı Dört Büyükler

Viyanalı Dört Büyükler
Gustav Klimt, Egon Schiele, Koloman Moser ve Oskar Kokoschka, aynı yazgı üzerinde direnen, ölüm ve yaşam gibi iç içe geçmiş kavramlardan anlam üreten düşünürler olarak görünür izleyiciye. Resim yoluyla kurulan alegoriler, hep bu iki kavramın çevresinde dönüp durur.

19. yüzyılın sonu, Viyana için gösterişli bir dünyanın da sonudur. Yozlaşan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküşüyle 18. yüzyılın görkemli barok-rokoko tarzı, yeni çağın kentsoylu toplumunun zevkini yansıtan ''Biedermeier'' tarzına yerini bırakırken, eskinin ''Vienna gloriosa''sı da buna paralel biçimde kabuk değiştirecektir. Artık bir endüstri kentidir Viyana; 1900'e gelindiğinde monarşiyi temsil eden çift başlı kartal gibi, nostalji ile modernite arasında gidip gelmektedir. Modernitenin şafağı aydınlanırken, yeni bir dünya da alacakaranlık içinde doğmaktadır. Arthur Schniztler'in deyimiyle ''ruhların alacakaranlığı''dır bu ve onun ortasında Viyana artık kendi tarihini yazmakta, kendi ustalarını Avrupa piyasasına sürmeye hazırlanmaktadır.
Stefan Zweig'ın 1948'de yayımlanan ünlü anılar kitabı ''Dünün Dünyası''nda çizilen, imparatorluktan küçük bir cumhuriyetin merkezi olma aşamasına gelen Viyana, 1910'a gelindiğinde nüfusu ikiye katlanmıştır. Orada Almanlar, Çek ve Slovaklar, Romanyalılar, Sırp ve Hırvatlar, İtalyanlar ve Macarlar bir arada yaşamaktadır. Bu etnik gruplara ait gazeteler vardır. Ama kütürel yaşamda etkin olanlar Yahudi kökenlilerdir daha çok.

Psikanalizden romantik müziğe
Daha 1980'li yıllara gelinceye kadar, Viyana'nın psikanalizdan romantik müziğe, oradan Klimet-Schiele'ye uzanan özgün dünyası, Fransa'nın fazlaca gündeminde değilken, şu sıralarda modern Avusturya sanatına, Viyanalı ressamlara yönelik ilgi ve merak dalgası nereden kaynaklanmaktadır? Bu ilginin arkasında, aralıklı da olsa yeni keşiflerde bulunma içgüdüsünün ya da ihmal edilmiş olduğu inancıyla yakın kültürlere yönelme ihtiyacının payı bulunabilir. Önümüzdeki yılın ocak ayı sonlarına kadar açık kalmak üzere, onarımı ve iç düzenleme çalışmaları yeni biten Grand Palais'de, Viyana müze ve galerilerinde, özel koleksiyonlardan derlenerek açılan dörtlü serginin hazırlanmasında, serginin genel komiseri Serge Lemoine'in bu dört ressama duyduğu hayranlık da önemli bir etken.

Yakın geçmişin biraz geriye itilerek unutulmaya terk edilen ve bir ''kırılma'' dönemine tanıklık eden ressamlarında ağır basan düşünsel içerik, izleyenleri kendi iç dünyalarına yeniden bakmaya çağıran uyarı da bir etken olmalı ki, sergi mekânının önünde uzun kuyruklar oluşturuyor. Derin heyecan estetiği olarak özetlenebilecek duyumsal hava, serginin loş ortamında, resimleri izleyenleri bir anda kuşatıyor, ressamları ortak bir çizgi üzerinde buluşturan görüş ve eğilim, insanların belki de o zamana kadar pek de düşünmedikleri bir iç algıyı harekete geçirmeye yetiyor.

1900'lü yılların dolayında bu dört ressamı benzer temalar çevresinde buluşturan şey, aşk, tutku, ölüm, cinsellik gibi insan yaşamında bağlayıcı olan unsurları, mitoloji ve Hıristiyanlık gibi ana kaynaklardan alınan esinlerle besleyip geliştirmekti. Özellikle sabit bakışların yer yer dalgınlaşan esrik ifadelere dönüştüğü otopotreler, bir dönemin acılarına göğüs geren ve anlaşılmamanın yükünü gönüllü bir tavırla üstlenen bu dört ressamı, birer ermiş düzeyine taşır neredeyse.

Gustav Klimt (1862-1918), Egon Schiele (1890-1918), Koloman Moser (1868-1918), ve Oskar Kokoschka (1886-1980), aynı yazgı üzerinde direnen, ölüm ve yaşam gibi iç içe geçmiş kavramlardan anlam üreten düşünürler olarak görünür izleyiciye. Resim yoluyla kurulan alegoriler, hep bu iki kavramın çevresinde dönüp durur. Sonuncusunu hariç tutarsak, ilk üçünün aynı tarihte ve sözleşmiş gibi bu dünyadan ayrılmış olmaları bile ilginç bir rastlantıdır.

Figür çevresinde yoğunlaşan resimler kadar, dış dünyanın birer yansıması olmaktan çok, birer ''iç manzara'' olarak tinsel edimler olma düzeyine yükselen peyzajlar da dönemin ruhuna uymaz. Bu sonuncularda yer yer Signac ve Seurat 'nın resimlerine yakın düşen teknik ayrıntılar gözlemlense bile, bunlar sonuçta birer ayrıntı olmanın ötesine geçmiyor.

Avusturya sanatının yöresel kimliği
Dönemin baskın beğenisi ve özellikle de çağdaş Avusturya sanatında açığa çıkan grafiksel yaklaşım, Kokoschka dışında kalanları etkilemişti. Çizgi etkinliği, ''art nouveau''nun bu etkinliği öne çıkaran bakış özellikleri, kendi içinde gerginleşen, ama sessizliğini hep koruyan bir atmostferle dengelenmişti bu ressamlarda. Portrelerdeki ayrık parmaklar, kasıtlı biçimde çarpıtılan beden çizgileri bu dengeyi belli ölçülerde bozsa da bağlı kalınan ve bozulmayan duruş özelliği, Viyana Okulu'nun da belirleyici özelliğidir.

1986'da Viyana Okulu sanatçılarını konu alan bir sergi Pompidou Müzesi'nde yer almıştı. O zamana kadar Fransa'da geniş kesimin gözünde bu okulun ayırıcı bir çizgi taşıdığı konusunda yaygın bir görüş yoktu. Yeni sergi, başta Klimt ve Schiele ikilisi olmak üzere, çağdaş Avusturya sanatındaki yöresel kimliğin önemi üzerine yeni bir ışık yakmış oluyor.

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.