Legorreta'dan mimarlıkta küreselleşme, ışık ve renk
Geçen yıl bir trafik kazasında yaşamını yitiren genç mimar Yunus Aran anısına Yapı-Endüstri Merkezi, Mimar Sinan Üniversitesi ve Yunus Aran Birlikteli
Geçen yıl bir trafik kazasında yaşamını yitiren genç mimar Yunus Aran anısına Yapı-Endüstri Merkezi, Mimar Sinan Üniversitesi ve Yunus Aran Birlikteliği işbirliğiyle Esma Sultan Yalısı'nda düzenlenen toplantıya mimar Ricardo Legorreta "Düşünceler ve Yeni Projeler" konulu konferansıyla konuk oldu.
1999 yılı Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA) Altın Madalyası ve 2000 Yılı Amerikan Mimarlar Enstitüsü (AIA) Altın Madalyası sahibi olan Meksikalı ünlü mimar, konuşmasında, küreselleşmenin mimarlık için taşıdığı tehlikeleri tartıştı.
Mimarinin son derece önemli bir dönem yaşadığını belirten Legorreta, küreselleşmeye karşı mimarlık dünyasından gelen tepkilerin beklediğinden daha hızlı geliştiğini görmekten mutlu olduğunu dile getirerek özetle şunları söyledi:
"Benim için mimarlık bir an'a, bir bölgeye, bir kültüre aittir. Yaşadığımız çağda her istediğimizi aldığımız, istediğimiz her yerde istediğimiz her şeyi yiyebildiğimizde farkına varıyoruz ki aslında bu gerçek değil.
New York'taki bir Türk lokantasında yenen yemek aslında Türk yemeği değil. Aynı şey mimarlık için de geçerli. İletişim çağında yaşıyoruz. Bu çağ kendi kimliğimize sahip olmamıza, farklı olmaya gerek olmadığını vaaz ediyor. Oysa kültürlerin karşılıklı alışverişi savunulmalıdır.
Çağımızın özelliği gereği mimarlık, dergiler ve kurumlar aracılığıyla yürütülüyor; binaları kullanan insanlar aracılığıyla değil. Bu ise çok tehlikeli. Bir başka mimar yapımızı beğenirse, bir dergide yayımlanırsa mutlu oluyoruz. Binayı kullananın ne dediğini umursamıyoruz. Bana göre mimarlık, toplumsal bir meslektir. İnsanlara hizmet eden, insanları mutlu kılan bir meslek.
Türkiye ve Meksika gibi ülkeler kendi özelliklerini korumak zorundadırlar.
İlk yapmamız gereken şey, ne olduğumuzdan gurur duymamızdır. ABD'ye yakınlığımız nedeniyle yaşamımızda ABD'nin baskısı ve etkisi inanılmaz boyutlarda. Ekonomik bunalıma girdiğimiz dönemlerde zengin ülkelerle aynı felsefeye, ölçütlere ve çalışma anlayışına sahip olmamız gerektiğini tek çözüm olarak düşünüyoruz; bu kez kendi kültürümüzden utanmaya başlıyoruz.
Küreselleşme bir gerçek. Çok büyük avantajları da var kuşkusuz. Ancak 'uluslararası' değil, 'evrensel' olmayı başarmak gerekiyor. Meksikalı ressamlar, yazarlar bunu başarmıştır. Köklerimizi yitirmeden 21. yüzyılın toplumlarına hizmet etmeliyiz.
İnsanların daha mutlu yaşamalarını sağlamak bizim görevimiz."
Ricardo Legorreta konferansının son bölümünde, köklerini yerel Meksika mimarisinden alan kendi mimarlık anlayışını, malzeme, renk ve ışığın kendine özgü kullanımlarını örneklediği Renault Fabrikası, Santa Fe Sanat Okulu, kütüphane, büro, Hannover Fuarı'ndaki Meksika Pavyonu, Hotel Camino Real, Japonya'da bir ev ve Nikaragua'da gerçekleştirdiği Managua Katedrali projelerini anlattı.
Haberi faydalı bulduysanız tek dokunuşla paylaşın.
Link kopyalandı. Instagram'da yapıştırıp paylaşabilirsiniz.
0 Yorum
Yorum Yap