Asıl Terslik Göremeyende!
Modern Alman resminin 'yaramaz'ı Georg Baselitz, retrospektif sergisiyle Yapı Kredi Kültür Merkezi Kazım Taşkent Sanat Galerisi'nde. Sanatçı, tarzı
Modern Alman resminin 'yaramaz'ı Georg Baselitz, retrospektif sergisiyle Yapı Kredi Kültür Merkezi Kazım Taşkent Sanat Galerisi'nde. Sanatçı, tarzını yansıtan baş aşağı resimleriyle 'yalanlar' söylüyor.
Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi, modern Alman resminin 'hırçın çocuğu' Georg Baselitz'in 18 dev tuvali ve 35 desenine yer verilen retrospektif sergisine ev sahipliği yapıyor. İstanbul Goethe Enstitüsü ve IFA' nın katkılarıyla Türkiye'ye uğrayan sergisi için İstanbul'a gelen Baselitz, 1963'teki ilk sergisinden bugüne Avrupa resminin üzerinde en çok konuşulan isimlerinden. Özellikle 1970'te Köln'de sergilediği baş aşağı duran dev figüratif tuvalleriyle bilinen sanatçının eserleri, Paris'ten Londra'ya, New York'tan Edinburgh'a kadar dünyanın önemli müze koleksiyonlarından da sanatseverlere ulaşıyor.
Resimlerinize bakınca kimi figürlerin ve renklerin 'yalan söyledikleri' ve bu yalanların yine 'gören' gözlere yönelik olduğu hissediliyor...
Renklerle yapılabilecek her şeyi yapmaya çalışıyorum. Ama bunun içinde de bir 'gelenek' var. Kirchner'e bir bakın: İneği yeşil yapmış, otları da mavi olarak çizmiştir. Bu güzel! İnsan resimlerle yalan söyleyebilir ve söylemelidir de. En iyisi, kimsenin beklemediğini yapmaktır. Bir resimde inek yeşilse insan "Ben hayatımda yeşil inek görmedim" diyecek ve bunu "Bu resim yanlış" diyerek reddedecektir.
Ama birisi de gelecek ve diyecektir ki, "Benim gördüğüm bu resim, doğru bir resimdir çünkü benim gördüğüm bütün inekler siyah beyazdır. Ben bu resmin hakiki olduğuna inanır ve ona bir milyon doları da veririm!"
Resimler de müzik gibi, ne görüp işittiğinize dair bir açıklama getirmez. Onlar, görülen şeyi bir şekilde ifade ederler ama size herhangi bir açıklama getirmezler.
Bir İstanbul fotoğrafını aynen tuvale yansıttığınızı düşünün. O resim, ancak 100 yıl sonra İstanbul değiştiği zaman ilginç bir resim olacaktır. Çünkü o zaman o resim birçok yalan içerecektir.
Yani, anın tekrarlanamazlığı sizin için çok önemli...
Evet. Belgelerin kalıcı olması lazımdır. Onlar hakikati ve yalanı aynı anda içerebilirler. Aynı zamanda içerdiği yanlışlar da vardır. İşte bu hatalar ve yanlışlar, sanatçıyı devamlı yeni eser yaratmaya yöneltir. Çünkü doğrusunu yapmaya çabalarsınız. Bu hatayı ortadan kaldırma çabası içinde ise ortaya yepyeni oluşumlar çıkar.
Artık 'baş aşağı' üslubunuzdan rahatsız mısınız?
Bir nevi, alameti farika. Benimle özdeş araçlar ve sinyaller bunlar. Bunu olumsuz görmüyorum.
Kutupların ve değerlerin de baş aşağı olduğu bir dünyadayız. Şimdi bütün bu resimleri de ters asmanın zamanı mı?
Bu metoda başladığımda tuvaller hep duvarda asılıydı ve ben hep orada resim yaptım. Şimdi son 10 yıldır, resimlerimi tümüyle yere yayarak yapıyorum. Böyle yatal bir pozisyonda çalıştığınız zaman neresi üst, neresi alt, onun algısı da birbirine geçiyor. Artık espas olarak değil, detay olarak çiziyorum.
Amacım, göstereceğim şeyi daima baş aşağı göstermektir.
Dediğiniz doğru, bir anlamda bu bir yalandır. Ama öte yandan, bir engeldir de. Bir şeyi aynı zaman içinde 'doğru görmeyi engelleyen' bir faktördür. Resmi gözlemleyen kişinin kendini zorlaması gerekir. Ki bu çok önemlidir. Çünkü bir resim kendini kolay açmamalıdır.
Resimleriniz provokatif...
Provokatif, sert, kaba ve büyük...
İstanbul sergisini niçin kabul ettiniz? Bu da, baş aşağı resimleriniz gibi, bir tür 'Doğu'dan Batı'ya bakış' değil mi?
Öncelikle buraya geliş nedenlerimden birini müziğe olan ilgimle açıklayabiliriz. Ben bir Türk müzisyenden, Hannover'de yaşayan, benim yaşlarımda bir duvar işçisi olan sevgili Ahmet Öztürk'ten kemençe dersleri alıyorum.
Kemençenin adeta 'saldırgan' bir ses tonu var ve ben çaldığımda kimse tahammül edemiyor. Hocam Ahmet'i son ziyaretimde onu bir müzik stüdyosuna götürdüm. Onunla birlikte bir CD yaptık. İki saat boyu bir sandalyede çaldı ve söyledi. Dakika ara vermeden!
Camın arkasında bazı Türkler vardı. Onlardan biri olan Yılmaz'a 'Bu adam kemençe çalarken neler söylüyor?' dedim. Kendisi 'Valla biz de anlamadık' dedi. Şarkıları tamamen doğaçlama söylüyordu. Bir şarkıda alışverişe gittiğini, parası bitene kadar çekiç, çivi filan aldığını anlatıyordu! Harikaydı...
İkincisi, dünyada nice bölge var. Çok yüksek kültür seviyesi olan yerler buraları.. Ama oralarda resim yok. Bu nasıl olabilir?
Vakti zamanında, burası için de aynı şey geçerliymiş. Onun yerini ise yazı ve desen tutuyormuş. İnsanlar yazı ve desenler yaratarak kendilerini ifade etmişler.
Arka plana baktığımızda ise, Batı için geçerli olmak üzere, kilisede de resim gerekli mi, değil mi tartışması yapılmış. Tartışmaların sonucunda kiliselerde çok sayıda resim olmuş. Ardından bir devrim olmuş. Tüm resimler yakılmış. Sonra, yeniden resimler ortaya çıkmış.
İşte bu tür nedenlerden dolayı ben dine de, komünizme de hep aynı şüpheyle bakıyorum.
'Baselitz Retrospektifi' 26 Ekim'e dek açık.
Tel: 0212 252 47 00
Haberi faydalı bulduysanız tek dokunuşla paylaşın.
Link kopyalandı. Instagram'da yapıştırıp paylaşabilirsiniz.
0 Yorum
Yorum Yap